Hoş geldin Mart. Sana ihtiyacımız vardı…

Selam;

Hayat sürekli bir devinim halinde, bir şeyler eklenirken bir şeyler azalıyor. Kimi gidenin yerine daha güzeli geliyor, kiminin ise yeri doldurulamıyor. Şubat hem Türkiye hem bizim için yerini doldurması zor gidenlerin çok olduğu bir ay oldu, içinde yaşadığımız topraklar değerlerini kaybetmeye devam etti. Kadın, erkek, hayvan fark etmeksizin nefes alan her canlının nasıl da değersiz olduğunu bir kez daha hatırlattı, hastalıklı zihinlerle bir kez daha karşılaştık.

Biz ise sevgililer gününde “sevgili itimiz”  Viko’muzu kaybettik. Daha önce de yazdığım gibi yaşlı ve hastaydı. Ona güzel bir hayat verebildiğimiz, artık yürüyemez hale geldiğinde bile bir şekilde mutlu etmeyi becerebildiğimiz için huzurluyuz.

Geceleri rüyasında koşup bizi uyandırmasını, sayıklarken havlamasını, sabahları erken uyanıp sıkılınca kulağımızın dibine gelip poflamasını, girmesi yasak olan mutfağa “çaktırmadan” sızmaya çalışmasını, biz bir şey yerken en fiyakalı pozu verip hazırolda beklemesini, domates tarlasına girip domateslerin sadece olmuş kısımlarını yiyip geri kalanları dalında bırakmasını, aşırı domatesten alerji olup bir ay durmadan kaşınmasını, evde her kahkaha attığımızda koşa koşa gelip aramıza girmesini, mangalda pişen etlere bakmayıp tüten dumanın peşinden koşmasını, patisini her tuttuğumuzda homur homur söylenmesini, banyodan sonraki o pofudukluğunu, banyodan 5 gün sonra geri gelen o “özel” kokusunu çok özleyeceğiz.

Şimdi kış bitti. Bahar yeniden başlıyor. Mevsim değişikliklerinin hayatın gidişatını etkilemeyeceğini kabullenecek kadar büyüdük o yüzden bahardan beklentimiz her zamankinden fazla değil…

Ama yine de güneşli bir bahar sabahına uyanınca insanın keyfi yerine geliyor…

1

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir